Text 30 May 30Mayıs2012

“Canımdan bir parça kopuyor, her ay bu gün.”

Git’miş’sin. Kaç gün olmuş saymıyorum artık. Yalnızlığımın kaçıncı günü, bilmiyorum.

Yok’muş’sun. Gitmeseymişsin kaç günü birlikte geçirecekmişiz, sayamıyorum.

Ben, ‘miş’li geçmiş zamanı yaşarken sen şimdiki zamanda yol alıyorsun. Farkındayım. Ve ben, bunu her fark edişimde bir parça daha alıp götürüyorsun benden. Hislerim azalıyor mu artıyor mu bilincinde olmasam da, daha çok alışıyorum, olmayışına.

İster miydim böyle bir şeyi, hayır. Çünkü keşkelerimi çoğaltarak açıyorum bu hikâyenin birlikte yazdığımız her sayfasını ve belkilerle kapatıyorum bu hikâyenin yazılı olduğu masalı.

Her gece başımı yastığa koyduğumda, küçük bir çocuğa annesinin okuduğu bir öykü gibi iç sesimden dinliyorum anılarımızı ve sen hiçbir kelimesini duymuyorsun. Hayatına, kaldığın yerden, ben hiç olmamışım gibi devam ediyorsun.

Sen, olanları umursamadan nefes almaya devam ederken ben yaralarımı kapatmaya çalışıyorum yokluğunla. Ve her gün daha çok alışıyorum, olmayışına. Umut etmeye çalışıyorum, karanlık gecelerin ardından güneşin doğacağını ve kalkanıma sığınıyorum, tekrar darbe almamak adına.

Oysa ne ben anlatabiliyorum kelimelerle, son altı aydır yaşadıklarımı, ne de sen bilincindesin, senden habersiz kurguladığım hayatımın.

Sadece; her ay, bu gün, varlığınla bir olan yokluğundan bir parça daha kopup gidiyor, kilometrelerce uzağa.

Ve her ayın otuzunda, tüm kırgınlığıma inat, daha çok seviyorum seni, aldırmasan da…

Text 26 May 26Mayıs2012

                                                       “Biraz cesaret gerekiyordu. Bir adım.”

Kim bilir, belki bir adımıma on adım atardın.

Zor oldu, attım o adımı, geldin mi yoksa daha da uzağa mı gittin ya da gidiyorsun bilmiyorum.

Kafamda, beynimin içinde dönen milyonlarca soru var “sen”li yüklemlerle dolu. Günlerim “sen”li, gecelerimde düşlerim “sen”li. Her şey o kadar dolu ki adınla, korkularımla.

Son bir kez, ne olursa olsun sonucu, sarılmak istiyorum sana, son kez öpmek, kokunu iliklerime işletmek aylar sonra. Unutmadım o son sarılışını, unutmadım, sanki gideceğinin habercisi olan o son bakışını.

Son sözlerini silip atamadım kafamdan; aradan geçen altı buçuk ayı umursamadan her gün daha çok sevdim seni. Her gün güneş seninle doğdu bu şehre, sen yoktun. Kilometrelerce uzaktaydın ve bulutlar ağlıyordu benim yerime. İçime akıttığım gözyaşlarımı suratıma vuruyorlardı. Yoktun, hala yoksun. Aylar sonra aynı şehirde, aynı gökyüzü altında nefes alıyoruz, aynı havayı soluyoruz ve sen hala yoksun.

Unutmadım varlığını, yokluğuna, sensizliğin acısına alıştım sadece..

Text 24 May 24Mayıs2012

                                                      “Korkular da benim, umutlar da..”

Yazmak istiyorum sana ama yazamıyorum.

Arayıp sesini duymak istiyorum, cesaret edemiyorum.

Korkuyorum; senin için sıradan biri olmak değil korkum, sesini duyduğumda düşündüğüm her şeyi anlatma isteği oluşacak olması. Belki de anlatmak, karşılıklı oturup konuşmaktır en iyisi, ama..

ama.. 

Text 12 May 12Mayıs2012

Bu gri şehre, bilmeden, yeniden renk getirdin.

Hoş geldin canımın içi, bir kez daha hoş geldin..

Text 4 May 4Mayıs2012

“Düşüyorum, düşlerken..”

Satırlara sığmıyor artık kelimelerim. Sözcüklerle birlikte, anılarımda düşüyor satırlarımdan. Sonuç; hüsran.

Biraz daha yok oluyor umutlarım. Kırgınlığım arttıkça, azalıyor yaşanmışlıklarım.

 Gözlerim görmüyor yaşadıklarımı, yaşattıklarını. İyi yönünle görüyorum seni hep. Kötü yönlerini anımsayamıyorum. Düşünüyorum; yaşattığın tek bir acı var. Onun bile çoğu zaman farkına varamıyorum. Anılarımızı anımsıyorum hep. Kokun geliyor burnuma, boğazımda düğümleniyor acılarım.

Artık, ağlayamıyorum…

Ojelerim hala kırmızı, saçlarım kızıl ve sen hala yoksun…

Text 30 Apr 30Nisan2012


Benden daha yakınsın bugün, bana…

Text 7 Apr 7Nisan2012

                                                  “Senden ayrı, ben..”

Yine, rakı kadehlerine dolduruyorum seni.

Gözyaşlarımı döküyorum içime, rakının yanındaki su niyetine.

Sek içiyorum seni, meze yok. 

Çarem yok. Bitap bi’ halde, umutsuzca, bazen alakasız şarkılarla bazen adına yazılmış olanlarla tüketiyorum yüreğimi.

Adını alakasız şarkılarla zikrediyorum. 

Herkes gülüyorum zannederken aslında ağlıyorum.

Bir paket sigaraya sığdırıyorum varlığını, gittiğinden beri.

Varlığınla yokluğunu zehre adıyorum. Panzehirini bulamıyorum.

Adınla adımı aynı cümleye yerleştirmeye çalışıyorum. Yok, olmuyor. Sensizliği yaşamayı beceremediğim gibi rakı bardaklarında da yaşatamıyorum seni, sensizliği..

Text 5 Apr 5Nisan2012

“Biliyorum, ama bırakıp gidemiyorum”

Unutmalıyım, biliyorum. Çıkarmalıyım seni hayatımdan. Sünger çekmek değil, karalamalıyım adını. Yokluğuna alışmak değil, varlığınla rahatsız olmalıyım.

Gülmeliyim, içten, yapmacık olmamalı kahkahalarım. Tebessümlerim, eğreti durmamalı dudaklarımda. Hayatımı nasıl açtıysam sana, öyle kapatmalıyım kapılarımı. Tabularımı yıktıysam eğer; ki yaptım; yerine yenilerini getirmeliyim.

Yokluğuna direnmek değil yapmam gereken eylemin adı, yaşamak olmalı sensizliği doyasıya. Kana kana içmeliğim. Gözyaşlarımı biriktirmeliyim içime, dışa vurmalıyım huzursuzluğumu. Hatalarımı düşünüp pişmanlık yaşamak yerine, gidişinle oluşan boşluğu doldurmak için hayatıma aldığım insanları çıkartmalıyım yaşantımdan.

Ve senin adını, anmamalıyım bir daha…

Sıradan bir şarkı bile hatırlatmamalı seni bana, ya da birlikte gittiğimiz bir yere gittiğimde yanımda olduğunu düşünmemeliyim artık. Umut etmemeliyim geleceğin günü. Yeni düşler kurmalıyım.

Rakı masasında adın dolanmamalı dilime ve rakı bardağına su niyetine gözyaşlarımı dökmemeliyim. Efkârlanmayı bir kenara bırakıp, illa ki aklıma gelecekse varlığın, gülümsemeliyim. Anıların hatırına; sevgime ve sana olan saygıma.

Belki de yaşamalıyım seni gönlümce, yüreğimin istediğince, düşlerimin, hayal dünyamın yettiğince.

Her şeyi unutup, ardımda bırakıp, gitmeliyim bu şehirden, belki de…

Ya da bu hikâyenin bittiğine inandırmalıyım kendimi. Seni, seninle ilgili dünyamı yerle bir edip yeni bir hayat kurmalıyım kendime.

Yeniden doğmalıyım…

Keşke cesaretim olsa. Bir gün uyandığımda varlığını unutsam; seni, sensizliği unutsam; anıları, anılarımızı unutsam; seni sevdiğimi unutsam.

Kendimi, hiç bilmediğim bir yerlerde bıraksam, unutsam, unutsam, unutsam…

Text 30 Mar 30Mart2012

 “Yine, yarım kalmışlık.”

Gitmeseydin; beraber geçirdiğimiz 183. gün, bir yılın yarısı bitmiş olacaktı.

Ama gittin.

Gidişinin; yokluğunun, 137. günü bitti.


Yine rakılarla geceden şarkılar yazılacak, adına.

Şerefine. Sensizliğe..

Text 14 Mar 14Mart2012

 “Sıradan ama bambaşka bir gün, bu gün…”

Bugün, sıradan bir ayın 14. Günü. Yokluğunun, yorgunluğumun 121. Günü; martın 14’ü.

Boğazımda düğümlenen sorularımla, kırgınlığımı ilk gün ki gibi yaşadığım , bazen hiç gitmemişsin gibi hissettiğim yeni bir gün işte.

Pişmanlıklarımın, yokluğunda yaptığım hataların, seni tamamen hayatımdan çıkardığımı düşündüğüm dönemlerde; gidişinle yaşadığım boşluğu, sensizliği bir başka tende aradığım, bir başka insanın elini tutarak seninle geçtiğimiz yollardan yürüdüğüm zamanların yüzüme vurduğu, gün yüzüne çıktığı bambaşka bir gün.

Hiç sormadın, biliyorum, sormayacaksın da; kızgınlık yok içimde sana karşı. Hiç olmadı da. Kırgınım sadece. Yokluğunla baş etmeye çalışıyorum. Senin yerini doldurmak için hayatıma aldığım insanların aslında çok büyük hatalar olduğunu fark ediyorum. Dokunduğum başka tenlerin, öptüğüm dudakların, baktığım gözlerin, duyduğum seslerin hiçbirinin sana ait olmadığını anlıyorum gün be gün. Meğer bilinçaltımda sakladığım sen’li düşlerimi hep sana ait olmayan duygularda, başka bedenlerde ölüme terk ediyormuşum. Yine de tüketememişim seni bende. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın bitmemişsin.

Bir düştün sen bende, benim öykümde ve sen, kendinde beni bitirsen de ben seni bitiremedim işte. Sen, benim aşık olduğum ikinci erkeksin, kolay kolay bitmezsin; ne kelimelerimde ne de 9 Haziran ’11 günü başlayan hikayemde…

Hiç düşünmedim, bunları okuma ihtimalini. Ben kendi kendime seni anlatıyorum. Yazıyorum, görmeyeceğini bile bile. Yine de olur da bir gün görürsen bu cümlelerimi; hiçbir zaman nefret beslemedim sana karşı. Hınçla yazılmış kelimeler, kırgınlığımdan sadece.

Hiçbir zaman söyleyemedim sana. Kafamda milyonlarca soruyla boğuştum hep. “Belki..”, “Keşke..” diye başlayan binlerce cümle kurdum. Hiçbirini duymadın; ne döktüğüm gözyaşlarını gördün ne de her gece adına fısıldadığım şarkıları bildin. Bilme de. Düşünür durursun sonra, neden diye..

Teşekkür borçluyum sana; seni tanımasaydım bu kadar güçlü bir kadın olamazdım. Hala hayaller kurar, bencillik nedir bilmezdim, Ankara’yı bu kadar sevemezdim, belki de..

Teşekkür ederim; 14 Kasım’11 günü verdiğin o çok değerli armağana. Seni gönlümce yaşamam için bırakıp gitmen adına.

14 Mart ’12 gününün hediyesi olsun benden sana bu da: hiçbir zaman dillendiremediğim, söylemeyi geçtim, kendime bile itiraf edemediğim birkaç kelime.

                               Çok sevdim seni, hiç kimsenin sevmediği kadar, her şeyden daha çok.

Bilmen gereken tek şey bu olsun, olur mu? Ya da boş ver, bunu da bilme. Bilmediğin milyonlarca şeyden en önemlisi olsun sadece..

 

Liva’nın kapandığını öğrenmeden birkaç saat önce yazdığım, hiçbir zaman öğrenmeyeceğin bir yazı..


Design crafted by Prashanth Kamalakanthan. Powered by Tumblr.